Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 
 


Yasemin UYAR

O günlerde bir kitap okuyordum, sene 2005-2006 filan olsa gerek, o kitabın yazarını araştırırken, 45 yaşından sonra saksafon öğrenmeye başladığını okudum. Müziğe yeteneğim olmadığını düşünsem de (bu düşüncemin çıkış noktası da şarkı söyleyememem sanırım) ortaokul yıllarından beri hep ilgim vardı müziğe. Blok flüt sözlülerinden hep iyi notlar alırdım, okul korosuna mutlaka girerdim ve hep bir müzik aleti öğrenmeyi istemiştim. Üniversite yıllarında ODTÜ İşletme Bölümü’nde okurken yurtta kalıyordum ve sabah uyanınca dinlemeye başladığım müziği ancak yatarken kapatıyordum. Müzik dinlemeyi bu kadar seviyorsam, müzik yapmak, bir müzik aleti çalmak da muhteşem bir şey olmalıydı. Okuduğum o kitabın o yazarı bana ilham vermiş oldu. Biraz araştırdım, kendime bir hoca buldum ve bana bir flüt aldık. Flütümü aldıktan sonra ilk ders için bir hafta beklemem gerekiyordu, ne kadar heyecanlı bir bekleyişti. Flütüm öylece orada duruyordu, ama ben duramıyordum. O ilk flüt hocamla birkaç ay çalıştık ama ben devam edemedim. Bankadaki işimdeki yoğunluktan dolayı hem dersleri düzenli yapamadık, hem de etütlerime düzenli çalışamadığım için çok gelişme kaydedemedim. Böylece birkaç ay içinde dersleri bırakmış olduk. Aradan 1-2 sene geçti, tekrar denemek istedim müziği. Flütü o kadar seviyordum ki, öğrenmeliydim, flütten o güzel sesleri ben de çıkarabilmeliydim. Pek geliştiremediğim halde, elime flütümü aldığım anlar gerçek mutluluk anlarıydı. İlk hocamla zamanlarımız uyuşmadığı için başka bir kursa başladım ama yine aynı nedenlerle, derslere düzenli devam edemedim ve bu sefer de 6-8 ay gibi bir süre ara verdim. Artık vazgeçmiştim aslında, yok demiştim, ben yapamıyorum demek ki. Zaten müzik yeteneğim de yok ki! O arada Aslı Hoca’yla tanıştım. Bu sefer kurs saatlerini hafta sonu değil, hafta içi yaptım ki, düzenli devam edebileyim ve gerçekten de düzenli devam ettim. Ancak geçen bu süreler zarfında deneyip deneyip yapamadığım için motivasyonumu da kaybetmiştim. Hem de ara ara kendi kendime flütle uğraştığım için tutuş, üfleyiş gibi temel konular bende hatalı bir şekilde yerleşik hale gelmişti. Aslı Hoca’nın gerçekten çok uğraşması gerekti. Öncelikle yeteneksiz olmadığıma inandırdı beni ve ben de düzenli çalıştım bu sefer. Derslere başladıktan iki ay sonra bana yeni bir flüt aldık. Tam o günlerde ben flütümle uğraşırken, bir arkadaşım gitarıyla eşlik etti bana ve ben müziğin aslında sosyal bir şey olduğunu fark ettim. Müzik paylaşınca, daha da güzel oluyordu. Evet müzik kesinlikle paylaşılmalıydı. 6 ay kadar sonra da Lirik Nefesler’ le tanıştırdı Aslı Hoca beni. İlk aylarda fark ettiğim “müzik paylaşılmalı” düşüncesini bir kez daha anlamış, fark etmiş, içselleştirmiş oldum. Flütü seven insanlarla birlikte çalışmak, çalmak, arada bir yapamamak, sonra uyumun farkına varmak, onlar çalarken dinlemek, ne güzel çalıyorlar diye düşünmek, çalmak çalmak, arada bir yapamamak, tekrar baştan almak, onları dinlemek, tekrar dinlemek, tekrar bakmak. Beraber bir şey için uğraşmak, hem de ortak bir noktadan yola çıkarak yapmak bunu... Bunları çok sevdim. Hele de beraber gidip o çocukların karşısında konser vermek, onların sizi dinlemesi... Yabancılar gelmişler, bize flüt çalacaklar diye şaşkın şaşkın bakmaları, alkışlamaları, el sallamaları, sonra teşekkür etmeleri... Onlar için bir şey yapmak, kendi iç dünyalarında ne olup bittiğini bilmesek de paylaşımı hissetmek... Bunlar çok güzel. Doğayı, hayatı, renkleri ve müziği, en çok da flütü seviyorum.


 

 

 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player